31 10 2007

. . . Dostlukla ilgili yazılar

Önceki  sayfada da   yazdığım gibi ,   dostluğu tanımlamak ,
“şu olursa –bu olursa dostluk vardır / yoktur”  demek  biraz zor …

Çünki gerçekten de  fazlaca bileşenleri  olan bir mefhum.. 

 

Ama  bu sayfada   dostluk konusu  ile  çok güzel yazılara  yer veriyorum.

İnsana  bu konuda  gerçekten  çok isabetli  kriterler sunuyor… 

    (yazanın adını bilmediğim 1- 2 tanesinde isim belirtemedim)

ÇOĞU ZAMAN  BİR KONUYU EN GÜZEL  ANLATAN ŞEY  "ÖZLÜ" BİR SÖZDÜR...
1- 2   CÜMLEDEN OLUŞUR  AMA  KONUYU  BUNDAN  DAHA GÜZEL ANLATABİLMENİZ
GÜÇTÜR ...  İŞTE ONLARA  BİRKAÇ ÖRNEK :

---- Dostluk daima tatlı bir sorumluluktur ; asla bir fırsat değildir.. (H. Cibran )
---- Yalnız kendi nefsini düşünerek dost arayan, hizmetçi arıyor demektir.. (Cenap Şahabettin)
---- Komşunu sev , ama aradaki bahçe duvarını kaldırma.. (George Herbert) -
---- Dost, eleştirisini yüzünüze ; övgüsünü ise hem yüzünüze hem de başkalarına yapan kişidir..
---- Birinin üzüntüsüne herkes katılabilir; sevincine ve başarılarına ise ancak yüksek ruhlu olanlar sevinir.
---- Sakın kendisine verdiğin kıymeti sana vermeyenle arkadaş olma.. (Hz. Muhammed)
----Gerçek dostlar, iyi gününüzde davetinize icabet ederken, kötü günde davetsiz gelenlerdir..(Theophratus)

*********** Bu kriterlere uyan TEK bir dostu olana ne mutlu...
..... Arkadaşlar , arkadaşCIKlar, tanıdıklar, hatta akrabalar bol olabilir ; fakat "Dostluk Ahlakına" sahip kişilere raslamak ççooookk zor *********

**********************************************************************

 Dostluk  her gün  2-3 kere telefonla sohbet etmek değildir...

Dostluk ,  bu zorunlu  bir ihtiyaç gibi her  telefonda diğer insanların dedikodusunu yaparak birşeyler paylaşıldığını zannetmek değildir...

Dostluk ,  dost bildiğin kişinin  mahrem  detaylarını  bilme ihtiyacı,  gereği değildir...

 Dostluk ,  dostbildiğin kişinin senin en kişisel  detaylarını  bilmesi gerektiği değildir...

 

Dostluk ,  her hafta  3-5 kere görüşmek değildir...

3-5 ay, 1 sene, 5 sene seni aramayan, senin de aramadığın bir insani birden bire arayıp, dertleşmek, hatır sormak istersen ve o insan da seni geri çevirmez ve sanki daha daha konuşmusun gibi kaldığınız yerden konuşmaya devam ederse, ve daha da önemlisi bu 1 ay, 1 sene, 5 sene ayrılığa rağmen bu insanın başı gerçekten sıkıştığında yardımına koşacak ilk insanlardan biriysen ve aynı şekilde onun da öyle oldugunu biliyorsan EMİN OL Kİ..... O kişi senin dostundur... Sen de O'nun...

 

*********************************************************

*********************************************************

                                    NE DE GÜZEL  ANLATMIŞ GERÇEKTEN ...

 
(Ayça Deniz ÇINAR)

  

Dostluk!

Böylesine soyut bir kavramı nasıl açıklayabilirim? Bir kutu olsa açar içine bakardım.       Ama değil ki!

 

Acaba metre, kilogram ya da başka bir ölçekle ölçebilir miyim dostluğu?      Büyüteçle ya da dürbünle baksam görebilir miyim?

 

 Satın almaya kalksam kaç lira isterler? Aklı sömürgeleşmiş kişiler dolar mı isterler,       yuro mu?  Satan var mıdır? Alınan satılan bir şey dostluk olabilir mi?

 

 İnsanların terörle yatıp, krizle kalktıkları, günün yorgunluğunu Irak halkının üstüne atılan bombaları izleyerek (sadece izleyerek) geçiren bir dünyada dostluğun önemini size nasıl anlatırım?

 

 Lütfen söyleyin bana; onu size anlatmak için nasıl bir yöntem kullanmalıyım? Üstelik Orhan Veli “kelimelerin kifayetsizliği”ni söylemişken!..

 

Acaba dostluk kavramını başka kavramlarla ilişkilendirerek mi anlatsam? 

 

 Örneğin, dostluk ve yardımlaşma;   “dostum bana yardım eden bir kişidir” desem...      Yani benim sömürdüğüm bir kişi, benim işime yaradıkça “dostum” deyip sonra unuttuğum bir kişi!   Olabilir mi?

Bu durum dostluğu çıkarcılığa indirgeyip basitleştirmek olmaz mı? Arada sırada ben de  ona yardım etsem... Peki bu bir alışveriş olmaz mı?

 

Öyleyse nasıl anlatayım size?

 

 Yoksa dost, benim sırlarımı ya da  dertlerimi  depolayan bir sır küpü müdür?     Benim kendime saklayamadığım  şeyleri taşıyan bir hamal mı?

 

Dostluk emekle büyüyen bir şey mi? Bankada para biriktirir gibi emekle dostluğu büyütmek “sonra onu bir yerlerde kullanırım” diye öyle mi?

 

Bunlar benim anladığım anlamda dostluk değil, dostluk olamaz.

 

Öyleyse nasıl anlatayım size? Dostluğu karşıt anlamlı sözcüklerle mi ilişkilendirsem? Örneğin dostluk ve düşmanlık, kin, nefret, bencillik, ihanet... 

Hayır, bunu yapmamalıyım. Bu erdemli kavram bu kötü anlamlı sözcüklerle yan yana gelmemelidir.

 

Durun ,  bi dakika….

Yoksa dostluk size hiçbir karşılık beklemeden değer veren, sizi seven, sizin her türlü    iyiliğe ulaşmanızı isteyen birisine, hiçbir karşılık beklemeden, değer vermek, sevmek,   onun her türlü iyiliğe ulaşmasına yardım etmek olabilir mi acaba?

 

 Gördüğünüz gibi dostluk o kadar büyük ve erdemli bir kavram ki, onu size anlatamadım.  Kusuruma bakmayın...

(Ayça Deniz ÇINAR)

 

********************************************************

********************************************************

    

 

  dostluk üzerine bir sohbet :

 

Öğrencileri bilgeye sordular:

"Dostluk nedir?"

 

Bilge anlattı: "Bir tek dostluk yoktur, çeşit çeşit dostluk vardır..."


Öğrenciler sordu:
"Dostluğun çeşitleri olur mu?"

 

Bilge söyledi:

"Elbette olur, insan sayısı kadar  farklı dostluk vardır.

Ama bunlar belli birkaç tür içinde toplanabilir...

Dost vardır, maymun gibidir; tencere kaynarken maymun oynar.

Bu dost, tencere kaynadığı sürece vardır..."



Öğrenciler sordu:

"Böyle dostluk olur mu?"

 


Bilge cevap verdi:

"Elbette olur.

Tencere kaynadığı sürece dostluk dostluktur...

 

" Ve sonra devam etti:

"Dost vardır, ekmek su gibidir.

 Senin ihtiyacın olan besini hemen verir..."

 

 

Öğrenciler sordu:

"Bunları almak için para gerekmez mi?"



Bilge söyledi:

"Her dostlukta bir karşılık, her zaman vardır...

Bazı dostlar ağaç gibidir.

Uzaktadır, bir şey vermesine ihtiyaç yoktur,

ama  sadece orada güçlü bir şekilde durduğunu

bilmek bile insana destek sağlar..."



Öğrenciler sordu:

"Hiçbir ilişkinin olmadığı birine dost denebilir mi?"


Bilge cevap verdi:

"Neden denmesin, insanlar bir kez karşılaşsalar

bile birbirlerini dost olarak benimseyebilirler...

Bazı dostlar şarap gibidir,  İçtiğinde zevk alırsın,

 zaman geçtikçe de zevki artar.

Bu dostluk sadece zevk üstünedir,

sen onu iyi şekilde korursun, o zaman keyif verir..."


Öğrenciler sordu:

"Sadece keyif üstüne dostluk olur mu?"


Bilge cevap verdi:

"Elbette olur,

dostların kötü günlerde ortaya çıkması gerekmez...

 Ama bazı dostlar ilaç gibidir,  sadece kötü günler için vardır.

Bunlar keyif vermez,    ama bir derdin olduğu anda ortaya çıkar..."


Öğrenciler sordu:

"Sadece kötü günlerde ortaya çıkana neden dost denilsin?"


Bilge cevap verdi:

"Daha da beteri var, bazı dostlar hastalık   gibidir,

ortaya çıktığı anda sadece dert ve acı getirir..."


Öğrenciler ayaklandı:

"Sadece dert getirene dost denilemez..."




Bilge cevap verdi:

"Pekâlâ da denilir, çünkü o tür dost kendisinin

asla farkında değildir..."


Öğrenciler sormadan bilge devam etti:

"Biraz sonra bir vezir ziyarete gelecek,

bu soruyu ona da sorun..."


Vezir geldi,
öğrenciler sordu:

"Dost nedir, hangi dost gerçek dosttur?"


Vezir cevap verdi:

"Bilmiyorum,

şu anda vezir olduğum için bilemem,

ancak azledildiğim zaman bilebilirim..."

 

 

************************************************************************

************************************************************************

 

Sokrates bir ev yaptirmis nasilsa;


Es dost baslamis kusur bulmaya:
Kimi icini begenmemiş:
Kizmayin ama demiş;
Saniniza layik degil odalari.
Kimi cephesine catmiş:
Karsidan gorunus berbatmis.
Hepsine gore de cok darmiş bu ev.
Kim sigarmis bu kulubeye?


Koca Filozof:

Ah, demis,

keske bu evin  alabilecegi kadar
Gercek dostum olsa !

  - - - - -  -

Sokrates'in sozu yerinde;
Bir ev dolusu gercek dost nerede?
Sozde herkes dost, ama gel de inan.



Dosttan bol sey de yok dunyada,
Dosttan az sey de.

 
La Fontaine

 

*******************************************************************************

 Örneklerini  yaşantımda deneyimlediğim için olsa gerek , bu yazı da çok beğendiğim yazılardan ... (Sn. Tülay Bilin'e ait ....Diğer yazılarını da okumak isteyenler ,  ww.maksimum.com 'dan izleyebilirler )

Eski dostluklar elbetteki  daha da bir  özeldir, korunmalıdır. Ancak , kişilerin zaman içinde gelişim düzeyleri birbirine paralel olarak ilerlemiyorsa o zaman paylaşacak birşeyler  bulmak , aynı dilden konuşmayı sürdürebilmek  zorlaşabiliyor..  

Arkadaşlıkları bir yana  bırakalım ,  evliliklerde bile raslanabilen bir durum ...

Bir göz atalım , neler olabiliyormuş  :)

-        - - - - - - -

      Gençliğimde bilgi açısından çok yetersiz olduğum zamanlarda bile çok iyi dostlarım vardı. Yani o yıllarda her konuda fikrim vardı ama derinlemesine bilgim yoktu. Sadece iyi insan katogorisinde biriydim. O yıllarda bazı olayları çözemezdim. Örneğin o tıfıl halimle iyi dostlarım vardı. Yani benden çok daha bilgi sahibi. O zamanlar düşünürdüm bu kişi benden ne keyif alıyor, onun bilgi dağarcığı benden çok fazla, ben onun beynini tatmin edemem ama benden hiç ayrılmıyordu. Şimdi olayları çözebiliyorum.

 

İnsanları bilgi, kültür, yaşamını idare ediş şekli, neşesi, kendini ifade edişi olarak numaralandırsak yani 1 ile 10 arasında; Yıllar önce benim 3-4 gibi olduğum yıllarda, 7-8 numaraya koyabileceğim dostlarım vardı. Ben onlardan tabii ki çok keyif alıyordum ama onlar benden ne alıyorlardı. Bilemiyorum. Hayatım boyunca hep benden büyük numaraların peşinden koştum. Hep bir şeyler öğrenmek için. Yani beyninin içindeki bilgileri çalmak için. Ben hep seminerlerde şunu ifade ederim. Çevrenizdekileri bilgi için sömürün. Bunun hiç sakıncası yok.

Evet ben de çevremdeki 7-8 numaralı dostlarımın bilgilerini çaldım. Onlardan çok şey öğrendim. Peki sonra ne oluyor. Tabii ki ilerleme diye bir şeyi hayatına geçirdiysen bir gün 7-8 numara sen oluyorsun. Ya da geçiyorsun. Ama bu noktada tehlike başlıyor. Çünkü o kişi seni 3-4 numara olduğun için seviyordu. Madem ki sen beni geçtin artık seninle arkadaş olamam diye düşünüyor. Gittikçe ilişki kopuyor. En güzeli birlikte ilerlemek. O noktadan sonra yeniliklere birlikte kucak açmak. Eğer bu birliktelik olmuyorsa ilişki kopuyor. Çünkü öncelikle seni şöyle suçluyor; "Sen son zamanlarda çok değiştin. Artık seni anlayamıyorum."

 

Bu çok değiştin var ya aslında senin olumlu olarak almış olduğun yollardan şikayetçi. Değiştin çünkü artık eskisi gibi ona her konuda hak vermiyorsun. Bazen onu eleştiriyorsun. Bazen haksız olduğunu söylüyorsun. Bazen onunla aynı görüşte olmadığını söylüyorsun. Hele ki bir davranışını eleştirdiğin zaman bittin sen onun için. Hiç kurtuluşun yok. Bazen de susuyorsun.

 

S.LEC şöyle demiş; "BAZEN SESİNİ DUYURABİLMEN İÇİN SUSMAN GEREKİR"

 

Yalnız o 7-8 numaralı dostların neden sustuğunu anlayacak kadar da zekidirler. Sen artık tehlikeli olmaya başladın.
İlk yapması gereken seni hayatından çıkartmaktır. Çünkü sen ona artık mutsuzluk veriyorsundur. Çünkü onun daha küçük sayılara ihtiyacı var. O tekrar 2-3 numaralı kişiler bulması gerekli. Çünkü ruhunu onlar besliyor.
Benim de hayatımda benden küçük numaralar olmuştur. Onları hiçbir zaman küçük görmem ama eğer hayatımın büyük bölümünü onlar ile geçirirsem ilerleyemem. Ben hep şunu söylerim. Benim ellerim benden yukarıda olan kişilere ulaşmak için yukarı asılı duruyor. Hep kendimi benden yukarıdaki kişilerin yanına çekmek için uğraşıyorum. Birileri de bana asılsın. Hiç itirazım yok. O da benden faydalansın. Ben bir üstümdekinden ne kadar çok şey öğrenirsem altımdaki kişilere daha çok fayda sağlayabilirim. İnsan kendinden daha küçük numaralarda kişilerle olunca egosu tatmin oluyor. Ama bu ego tatminini bir yaşam biçimi haline getirmek bence yerinde saymaktır.

 

Çevremde benden küçük numaralarda olan kişiler hep oldu ve olacak da. Ama bir gün gelip beni geçtiklerinde ben onları asla terk etmem aksine onların peşine takılırım. Başarılarından keyif alırım. Esas yarış benim için şimdi başlıyor diye düşünürüm. Hiç başarılı oldu diye bir arkadaşımı terk etmedim. Zaten öyle düşünsem hep kendimden küçük numaralar ile ilgilenirdim. Ama küçük numaraların büyümesi ve benim de büyük numaralara asılmam bana heyecan veriyor. Keşke hepsi beni geçse de heyecanım daha da artsa. Geçenlerde gazeteden bir haber okurken araya sıkışmış bir cümle gördüm.  Bu bakış açısı beni üzdü. Hayatımızda böyle dostlarımız olmaması dileğiyle;

 

Büyük Hun İmparatoru Atilla şöyle demiş: "EN DEĞERLİ ÇABALARINIZIN ARKADAŞLARINIZ TARAFINDAN LANETLENECEĞİNİ BİLİN. SİZ MÜKEMMEL OLDUKÇA EN ÇOK ACIYI ÇEKECEK ONLARDIR. EĞER HAREKET VE İSTEKLERİNİZ ONLARI TEHDİT ETMİYORSA, ÖNEMSİZ BİRİ OLMA YOLUNDASINIZ DEMEKTİR."

 

Hepimizin çevresinde böyle insanlar da vardır mutlaka. Oysaki birbirimizden bir şeyler öğrenmekle ne kaybederiz. Bence hayatın şifresini bulmuş bir insan olan MEVLANA şöyle demiş; "BİR MUM DİĞER MUMU TUTUŞTURMAKLA, IŞIĞINDAN BİR ŞEY KAYBETMEZ."
 
Şimdi bu cümleyi okuyunca küçük numaralar peşinde koşanlar için onlar adına seviniyorum çünkü insanın ne istediğini bilmesi de bir erdemdir. Herkes dostlarını seçmekte serbesttir.

 

Büyük düşünürler de bu konularda çok kafa yormuşlar ki görüşlerini güzel cümleler ile ifade etmişler. Bakın dostluk için GEOTHE ne demiş; "KARDEŞLERİMİ ALLAH YARATTI, FAKAT DOSTLARIMI BEN BULDUM."

  

30089
0
0
Yorum Yaz